"Başbakan, "bundan sonra cumhurbaşkanlığı için uzlaşma ararım" dediği için değil, vaktiyle uzlaşma aramaya lüzum görmediğini itiraf ettikten sonra yanlış hareket ettiği için milletten özür dilemek zorundadır." Ahmet Turan Alkan
Monday, July 9, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
4 comments:
O yaziyi ben de okudum maalesef. Ayni Ahmet Turan Alkan daha once bu "uzlasma" diye öne surulen sartın aslinda dayatma oldugu fikrinde degil miydi?
Basbakan pek akillica davranmadi ama hirsizin sucu yokmuscasina ondan ozur beklemek ne kadar dogru?
Son olarak Baykal gibi biriyle uzlasamamis olmak nasil bir kabahattir onu da anlamadim. Gerci buna teşebbüs de etmediler ama etselerdi de sonuc farkli olmazdi. Simdi konusuruz anlasiriz demeleri de bana inandirici gelmiyor. Zaman gosterir gerci...
mesele oyle degil yasin hocam. duzelteyim:
1) Evet, once de ve hala ATA uzlasma fikrinin dayatma oldugu kanaatinde(ydi). Demokrasi, mesru cercevede uzlasmama hakkinin icra edildigi bir sistemdir, nitekim.
2) ATA'nin burda degindigi nokta Basbakan'in anayasal olarak uzlasmak zorunda oldugu degil, Turkiye'nin su anki gerceginde bunun gerekli olusuydu.
3) Daha once de belittigim gibi, CHP es gecilerek de cumhurbaskani secilebilirdi. CHP'siz de 367 yakalanabilirdi. Uzlasabilecek olanlarla neden uzlasilmadi mesele o. (Sami Selcuk neden olmasindi?)
4) AK Parti'yi ve Basbakan'i elestirmek CHP'yi aklamak degildir. ATA'nin CHP hakkinda yazdiklari ortada. Hirsizin sirkati belli, ama bu yazisinda tedbirsiz ve ongorusuz davranan ev sahibinin suclarindan bahsediyor ATA. ve bence bunlar hic de ehemmiyetsiz degil.
5) Son olarak, ATA'nin gecen ay yazdigi bir makalesinde belirttigi gibi, Turk siyasetinin yazili olmayan dengeleri geregince, sag kesimin hareket ederken daha dikkatli ve sagduyulu hareket etmesi gerekiyor. Bu yuzden onun hatalari bizim daha cok gozumuze batiyor.
Ben bu konuda Tamer Korkmaz'in fikirlerini benimsemis durumdayim acikcasi. Abdullah Gul esasinda uzerinde devlet uzlasmasi olan bir isimdi. Fakat karsi taraftaki kucuk bir grubun meselesi AKP'ye cumhurbaskani sectirmemekti. Ismin pek onemi kalmiyor bu asamada. Kim olursa olsun, o karar gecmeyecek, Erkan Mumcu'ya telefon edilecek, surec bu kesim kendi istedigi turden birinin cumhurbaskani olmayacagini anlayincaya kadar devam edecekti.
Basbakan aday tercihiyle bunun onune gecebilir miydi? Sanmiyorum ama gecebilecek olsaydi bile bir siyasetciden, hele 355 milletvekili varken AKP'li olmayan birini tercih etmek gibi bir erdem ve digergamlik -hatta bir bakima karizmayi cizdirmesini- beklemeyi esyanin tabiatinin gerekleriyle telif edemiyorum.
Tabi bunlar gecmise yonelik "soyle olsaydi boyle olurdu" turunden degerlendirmeler oldugundan spekulasyona musait ve havada kalabilen seyler. Sonucta bu yasananlarin kisa vadede daha hayirli olacak gelismelere kapi araladigina inandigimi belirteyim.
Selamlar..
"kim olursa olsun cumhurbaskani secilmeyecekti" ifadesinin hicbir gercekci yani yok. devletin derinlerinde bazi kimseler "sezer gibi" birisinde israr edebilirlerdi. Ama Tamer Korkmaz'in ve senin iskaladiginiz nokta su. Secimlere AK Parti disindan da katilim oldu ve 361 sayisina ulasildi. Soru su: milli gorus geleneginden gelen bir aday bile sirf demokrasi hatrina AKP disindan 5-10 milletvekilinin katilimini sagladiysa, merkeze daha yakin ozde demokrat bir aday bence daha fazla milletvekilinin katilimini saglardi. 367'i saglamak icin herkesi memnun etmek gerekmiyordu ki. Ozellikle de Baykal’in sol anlayisiyla sorunlu olan Haluk Ozdalga ya da Ertugrul Gunay gibi isimler uzerinde etkili olabilirdi uzlasimci bir AKP politikasi. (367 yine saglanamasaydi bile, bu durumda AKP’nin halk nezdindeki itibari zirve yapardi. “biz uzlasma adina yapabilcegimiz her seyi yaptik, ama muhalefet cumhurbaskanligi secimini tikadi” der ve onumuzdeki secimde AKP’yi kimse tutamazdi.
“367 saglansaydi bile bir sekilde mudahale olurdu” diyorsan o baska. Bunun ispatlanacak yani yok oncelikle. Bi de Turkiye’de darbe devri kalkti zaten (bakiniz: Tamer Korkmaz).
Mumcu’ya telefon mevzuuna gelince. Bu konusmanin icerigini bilmiyoruz. Ama buyuk ihtimalle mevcut aday uzerinden yapilmis bir tehdit gorusmesiydi. Yani milli gorus disindan bir aday durumunda ayni telefon gelir miydi ya da gelse bile o kadar etkili ve inandirici olur muydu bilmiyorum. Yine ayni noktaya geliyorum. Farkli bir aday farkli sonuclar dogurabilirdi. Ozellikle de 5-6 milletvekili eksigiyle secimlerin iskalandigini dusununce bu nokta onemli oluyor.
Digergamlik, karizma felan. Bunlar bana fazla Ahmet Hakan’vari geliyor. Siyasette aslolan reelpolitiktir. AKP, izledigi IMF politikalariyla, Barzani’nin ve PKK’nin kiskirtmalarina ragmen Kuzey Irak’a girmemekle, belli bir kesimin gozunde karizma cizdirmiyor mu? Turkiye’deki dengeleri dikkate alarak makul bir merkez (sag) adayini cumhurbaskani secmek gerektigini biliyorlardi. Baska mevzularda reelpolitik’e dikkat eden AKP bu mevzuda niye boyle yapti anlamiyorum. Iki ihtimal var bana gore: ya bi deneyelim dediler, ya da zaten olmayacagini bile bile secim yatirimi yaptilar. Her iki durumda da hata ettiler.
Son gorusune katiliyorum. Bence de bu son siyasi kargasa orta vadede cok iyi gelismelere kapi aralayacak. Benim gorduklerim sunlar: cumhurbaskanini halkin secmesi, geleneksel merkez sagin mevcut haliyle tasfiye olup yeniden yapilanmasi, AK parti’nin gercek bir merkez sag parti olma yolunda mesafe katetmesi, ozde ve sozde demokratlarin ayrilmasi, etc.
Son soz: Insanlar zulmeder, kader adalet eder!
Post a Comment